5 Ocak 2010 Salı



Kendi ülkelerinde kiracı olanlar, gitmek mi zor kalmak mı?

Tarihsel olarak incelediğim tüm bu Balkan göçü olayları, alıntılar ve hikayesine tanık olduğum bazı karakterler beni şu soruyu sormaya itmiştir.”Göç verenler mi daha göçmen, göç edenler mi?”
Göç olgusundan etkilenen iki bölge vardır, biri terkedilen, diğeri göç edilen bölgedir. Gidenlerin neden gittiği sorusuyla beraber, kalanların neden kaldığı sorusu da önemlidir. Çünkü göçü yaşamış insanlar söz ettiğim sebeplerle bölgeden ayrıldıkça, bunun paralelinde kalanları oraya yabancılaştırmaya başlamışlardır. Bu iki zıt durum birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.Yıllardır yoğun asimilasyon uygulanan ve bölgeye bir türlü ait olamayan insanlar çevresindekilerin de göç etmesiyle yalnızlaşmışlardır. Kalma mücadelesi verdikleri yıllar boyunca bir bakıma kendi içlerinde göç yaşamışlardır. Aslında göç etmemişlerdir fakat elinden gidenler yüzünden ne gidebilmiş, ne de kalabilmişlerdir.
Makedonya’nın Konçe Kasabası’nda yaşayan bir karakterin hikayesi aslında benim bu sorumun çıkış sebeplerinden biridir. Şu anda 80 yaşlarında olan Fatima ismindeki bu kadın ilk olarak annesini kaybetmiştir, sonra babasını ve kardeşlerini, daha sonra da çocuklarını, torunlarını ve kasabasındaki soydaşlarını göçle Türkiye’nin belli bölgelerine göndermiştir, kendi göç etmemiştir fakat göçü derinden yaşamıştır. O dönemde köyünden birçok yakınının da gitmesiyle durum onun için daha da travmatik hale gelmiştir. Diğer taraftan Çorlu’ya göç eden kızının on yıldır rüyalarımda kendimi hiç Türkiye’de görmüyorum demesi bu travmatik durumu bir diğer açıdan görmemi sağlamıştır.
Göçü isteyerek ya da zorunlu olarak yaşamış olan tüm insanların öykülerinde psikolojik süreçlerin zorluğu her daim karşımıza çıkacaktır. Bu psikolojik durum çeşitli ruhsal hastalıklara yol açabilmekte ve çevresel faktörlerin etkisiyle daha da çoğalabilmektedir. (Aker 2002:97-103)
Henüz bir çoğuna tanık olmadığım fakat bilgi edinmeye çalıştığım bu ve benzeri hikayeler karşısında bu soruyu onlara sormamın kendimce yerinde olacağına inanmaktayım: ‘Gitmek mi zor, kalmak mı?’
Buna ek olarak sorduğum soruya, yukarıda da bir çok cümlesini alıntıladığım Makedonyalı Türkler Derneği’nin Yazar Fahri Kaya’yla yaptığı röportajında kısmen cevap bulmak mümkün.
S. Engüllü: Üzerinde önemli ölçüde durulmamış, neden ve sonuçları gereğince araştırılıp incelenmemiş ve maalesef başlı başına bir esere konu olamamış 1953 göçünü bizzat yaşayanlardan, bu göçten doğrudan etkilenenlerdensiniz. Aileniz Türkiye’ye göçü tercih etti ama siz tercihinizi Yugoslavya’da, daha doğrusu Makedonya’da kalmaktan yana kullandınız. Bunun nedeni neydi? Bu tercihiniz göç eden aileniz tarafından nasıl karşılandı? Kalmanıza değdi mi? (makturk)
F. Kaya: 1953 yılında başlayan göç Makedonya’daki ailelerin parçalanmasına da neden oldu. Türkiye’ye göç edenler birbirlerinden uzak kaldı, Rumeli Türk ailesinin birlik ve beraberlik yapısı değişti. Göç nedeninden, ayrılığın ve özlemin acısını ben de hissettim. Hem de nasıl! Gün geçtikçe, hele yaşlandıkça, yakınlarınızla derdinizi değil, mutluluğunuzu bile paylaşamamanın elemi çok şiddetli oluyor. Aslında, bu kolay kolay tarif edilemeyecek bir duygu. Tercihimi soruyorsun. Bu üç beş satırda anlatılamayacak zor bir karardı. Genç iken beynimizi, “kişisel çıkarlar toplum çıkarlarından üstün olamaz” sloganıyla yıkadılar. Hayatımın en iyi dört yılını ücra bir köyde geçirdiğimde de buna inanmıştım; çünkü şairin dediği gibi “mukaddes karnımı doyurmak için” öğretmen olmadım. O dönemde ailemin de buna ihtiyacı yoktu. Burada kalmamı kimse kınamadı. Sadece tanıdıklardan bazıları, “İyi ki orada varsın.” diyor. Ben de: “Hadi siz de dönün.” diyorum. Cevap yok. Yakınlarım ayrılığa üzülüyor ve zaman zaman “Hadi gel artık.” diyorlar. Kalmam değdi mi? Bilmem. Ben de zaman zaman bunu kendime soruyorum. Ama bilânçosunu yapmaktan kaçınıyorum. Hep hayal kırıklığına uğramayayım diye; bu konuda fazla da kafa yormak istemiyorum.(makturk)
Diyaloglarından çıkarttığım kadarıyla kalmakla gitmek arasında sorgulamanın yapıldığı diğer bir örnek ise Makedonya’da 30 yıllık bir geçmişe sahip olan Gostivar Türk Tiyatro’sunun sahneye döktüğü ‘göç’ adlı oyununda görülmektedir.
Oyunda İki kardeşin Makedonya’dan Türkiye’ye gelmeleri ve Türkiye’de kendi köklerini araştırma uğruna yaşadıkları maceraları anlatmaktadır. Gerektiği yerlerde seyirciyi güldürecek gerektiğinde ise gözyaşlarına boğacak sahneleri vardır. Oyunda hem Makedonya Türkleri’nin kullandıkları şive hem de İstanbul Türkçesi kullanılmaktadır. Sebep kardeşlerden birinin İstanbul’da diğerinin ise Gostivar’da büyümesidir. Oyun iki kişiden ibarettir. Birinci Göçmen Makedonya Türkçesini kullanmaktadır sebebi ise Türkiye’ye gelir gelmez yanlış anlaşmadan dolayı hapse girmesidir. İkinci göçmen ise Türkiye Türkçesini kullanmaktadır. Zengindir ve tatlıcı dükkanıyla hayatını kurtarmıştır. Oyun ikinci göçmenin aldığı evdeki terasında güvercinlere has yaptığı kafesin içinde geçer. Oyun iki kardeşin sohpetidir. İki kardeşin memleketlerine duydukları hasreti komik bir üslûpla anlatır. (Göç 2005)
Genel olarak Balkan göçü ve incelemek istediğim Makedonya’daki yoğun 1953 göçü üzerine bilgiler verdikten sonra projemi uygulama sürecimi aktarmak istiyorum.
Amacım yaşanan ağır göç durumundan yola çıkarak ortaya çıkarttığım ‘Göç verenler mi daha göçmen, göç edenler mi?’ sorusunu kalanlara, yani Makedonya’da Türk nüfüsunun yoğun olduğu bölge insanlarına sormak, onların göç hikayelerini dinleyip, o dönemlerden daha somut, daha gerçekçi bilgiler edinmek; diğer taraftan da Türkiye’ye dönerek 1950’li yıllarda özellikle, Marmara ve Ege Bölgesi’ne yerleşen Makedonya göçmenlerine aynı soruyu sorup deneysel bir video çalışması ortaya çıkartmak, bunun beraberinde de videoyu etkileşimli bir enstalasyon çalışması ile birlikte bir bütün olarak izleyiciye sunmaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İzleyiciler

Blog Arşivi