7 Ocak 2010 Perşembe

5 Ocak 2010 Salı



Kendi ülkelerinde kiracı olanlar, gitmek mi zor kalmak mı?

Tarihsel olarak incelediğim tüm bu Balkan göçü olayları, alıntılar ve hikayesine tanık olduğum bazı karakterler beni şu soruyu sormaya itmiştir.”Göç verenler mi daha göçmen, göç edenler mi?”
Göç olgusundan etkilenen iki bölge vardır, biri terkedilen, diğeri göç edilen bölgedir. Gidenlerin neden gittiği sorusuyla beraber, kalanların neden kaldığı sorusu da önemlidir. Çünkü göçü yaşamış insanlar söz ettiğim sebeplerle bölgeden ayrıldıkça, bunun paralelinde kalanları oraya yabancılaştırmaya başlamışlardır. Bu iki zıt durum birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.Yıllardır yoğun asimilasyon uygulanan ve bölgeye bir türlü ait olamayan insanlar çevresindekilerin de göç etmesiyle yalnızlaşmışlardır. Kalma mücadelesi verdikleri yıllar boyunca bir bakıma kendi içlerinde göç yaşamışlardır. Aslında göç etmemişlerdir fakat elinden gidenler yüzünden ne gidebilmiş, ne de kalabilmişlerdir.
Makedonya’nın Konçe Kasabası’nda yaşayan bir karakterin hikayesi aslında benim bu sorumun çıkış sebeplerinden biridir. Şu anda 80 yaşlarında olan Fatima ismindeki bu kadın ilk olarak annesini kaybetmiştir, sonra babasını ve kardeşlerini, daha sonra da çocuklarını, torunlarını ve kasabasındaki soydaşlarını göçle Türkiye’nin belli bölgelerine göndermiştir, kendi göç etmemiştir fakat göçü derinden yaşamıştır. O dönemde köyünden birçok yakınının da gitmesiyle durum onun için daha da travmatik hale gelmiştir. Diğer taraftan Çorlu’ya göç eden kızının on yıldır rüyalarımda kendimi hiç Türkiye’de görmüyorum demesi bu travmatik durumu bir diğer açıdan görmemi sağlamıştır.
Göçü isteyerek ya da zorunlu olarak yaşamış olan tüm insanların öykülerinde psikolojik süreçlerin zorluğu her daim karşımıza çıkacaktır. Bu psikolojik durum çeşitli ruhsal hastalıklara yol açabilmekte ve çevresel faktörlerin etkisiyle daha da çoğalabilmektedir. (Aker 2002:97-103)
Henüz bir çoğuna tanık olmadığım fakat bilgi edinmeye çalıştığım bu ve benzeri hikayeler karşısında bu soruyu onlara sormamın kendimce yerinde olacağına inanmaktayım: ‘Gitmek mi zor, kalmak mı?’
Buna ek olarak sorduğum soruya, yukarıda da bir çok cümlesini alıntıladığım Makedonyalı Türkler Derneği’nin Yazar Fahri Kaya’yla yaptığı röportajında kısmen cevap bulmak mümkün.
S. Engüllü: Üzerinde önemli ölçüde durulmamış, neden ve sonuçları gereğince araştırılıp incelenmemiş ve maalesef başlı başına bir esere konu olamamış 1953 göçünü bizzat yaşayanlardan, bu göçten doğrudan etkilenenlerdensiniz. Aileniz Türkiye’ye göçü tercih etti ama siz tercihinizi Yugoslavya’da, daha doğrusu Makedonya’da kalmaktan yana kullandınız. Bunun nedeni neydi? Bu tercihiniz göç eden aileniz tarafından nasıl karşılandı? Kalmanıza değdi mi? (makturk)
F. Kaya: 1953 yılında başlayan göç Makedonya’daki ailelerin parçalanmasına da neden oldu. Türkiye’ye göç edenler birbirlerinden uzak kaldı, Rumeli Türk ailesinin birlik ve beraberlik yapısı değişti. Göç nedeninden, ayrılığın ve özlemin acısını ben de hissettim. Hem de nasıl! Gün geçtikçe, hele yaşlandıkça, yakınlarınızla derdinizi değil, mutluluğunuzu bile paylaşamamanın elemi çok şiddetli oluyor. Aslında, bu kolay kolay tarif edilemeyecek bir duygu. Tercihimi soruyorsun. Bu üç beş satırda anlatılamayacak zor bir karardı. Genç iken beynimizi, “kişisel çıkarlar toplum çıkarlarından üstün olamaz” sloganıyla yıkadılar. Hayatımın en iyi dört yılını ücra bir köyde geçirdiğimde de buna inanmıştım; çünkü şairin dediği gibi “mukaddes karnımı doyurmak için” öğretmen olmadım. O dönemde ailemin de buna ihtiyacı yoktu. Burada kalmamı kimse kınamadı. Sadece tanıdıklardan bazıları, “İyi ki orada varsın.” diyor. Ben de: “Hadi siz de dönün.” diyorum. Cevap yok. Yakınlarım ayrılığa üzülüyor ve zaman zaman “Hadi gel artık.” diyorlar. Kalmam değdi mi? Bilmem. Ben de zaman zaman bunu kendime soruyorum. Ama bilânçosunu yapmaktan kaçınıyorum. Hep hayal kırıklığına uğramayayım diye; bu konuda fazla da kafa yormak istemiyorum.(makturk)
Diyaloglarından çıkarttığım kadarıyla kalmakla gitmek arasında sorgulamanın yapıldığı diğer bir örnek ise Makedonya’da 30 yıllık bir geçmişe sahip olan Gostivar Türk Tiyatro’sunun sahneye döktüğü ‘göç’ adlı oyununda görülmektedir.
Oyunda İki kardeşin Makedonya’dan Türkiye’ye gelmeleri ve Türkiye’de kendi köklerini araştırma uğruna yaşadıkları maceraları anlatmaktadır. Gerektiği yerlerde seyirciyi güldürecek gerektiğinde ise gözyaşlarına boğacak sahneleri vardır. Oyunda hem Makedonya Türkleri’nin kullandıkları şive hem de İstanbul Türkçesi kullanılmaktadır. Sebep kardeşlerden birinin İstanbul’da diğerinin ise Gostivar’da büyümesidir. Oyun iki kişiden ibarettir. Birinci Göçmen Makedonya Türkçesini kullanmaktadır sebebi ise Türkiye’ye gelir gelmez yanlış anlaşmadan dolayı hapse girmesidir. İkinci göçmen ise Türkiye Türkçesini kullanmaktadır. Zengindir ve tatlıcı dükkanıyla hayatını kurtarmıştır. Oyun ikinci göçmenin aldığı evdeki terasında güvercinlere has yaptığı kafesin içinde geçer. Oyun iki kardeşin sohpetidir. İki kardeşin memleketlerine duydukları hasreti komik bir üslûpla anlatır. (Göç 2005)
Genel olarak Balkan göçü ve incelemek istediğim Makedonya’daki yoğun 1953 göçü üzerine bilgiler verdikten sonra projemi uygulama sürecimi aktarmak istiyorum.
Amacım yaşanan ağır göç durumundan yola çıkarak ortaya çıkarttığım ‘Göç verenler mi daha göçmen, göç edenler mi?’ sorusunu kalanlara, yani Makedonya’da Türk nüfüsunun yoğun olduğu bölge insanlarına sormak, onların göç hikayelerini dinleyip, o dönemlerden daha somut, daha gerçekçi bilgiler edinmek; diğer taraftan da Türkiye’ye dönerek 1950’li yıllarda özellikle, Marmara ve Ege Bölgesi’ne yerleşen Makedonya göçmenlerine aynı soruyu sorup deneysel bir video çalışması ortaya çıkartmak, bunun beraberinde de videoyu etkileşimli bir enstalasyon çalışması ile birlikte bir bütün olarak izleyiciye sunmaktır.

4 Ocak 2010 Pazartesi

Bir Göç Hikayesi...
“SÜRGÜN VE ÖLÜM”

“Son Kale Çanakkale” belgeseliyle bu zamana kadar tarih sayfalarında unutulmuş Çanakkale Destanı’nı ülke gündemine oturtarak büyük alkış alan ekipten yine ülke gündemine bomba gibi düşecek bir belgesel daha. “Sürgün ve Ölüm”

Türklerin 500 yıllık vatanlarından sürülüşünün öyküsü…

“Sürgün ve Ölüm”, dillerini, dinlerini, namuslarını korumak için yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürülen insanlarımızın, acılarla, ihanetlerle, işkencelerle dolu “göç”ünü, belgeler ve tanıklarıyla anlatan çarpıcı bir belgesel film.

Düşünün ki sizden yüzyıllardır yaşadığınız toprakları, evinizi, barkınızı, bağınızı, bahçenizi hatta atalarınızın mezarlarını bırakıp gitmeniz isteniyor… Çaresiz bırakıp gidiyorsunuz… Rumeli’den, Kafkaslar’dan, Kırım’dan ve Doğu Türkistan’dan göç eden insanların gerçek öyküsü.

Tarihte gün ışığına çıkmayan ya da unutulan olayların sessiz tanıklarının dramı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilen belgesel filmin yapımcılığını Zeytinburnu Belediyesi üstlenirken, yönetmenliğini Ahmet Okur yaptı. Filmin senaryosu Cemil Yavuz’a, müzikler ise Ali Otyam’a ait...

“Sürgün ve Ölüm”, 130 kişilik bir ekiple, 3 yılda çekildi. Belgeselin tamamı dokuz ayrı bölümden oluşuyor ve her bölümünde farklı coğrafyalarda yaşayan Türklerin göçü anlatılıyor. Sinema tadında çekilen belgeselin ilk bölümü aynı zamanda diğer bölümlerin özeti niteliğinde. Orta Asya’dan başlayıp Osmanlı Dönemi’ne kadar Batı’ya yapılan göçler, ardından geriye dönüş diyebileceğimiz günümüze kadar yapılan hüzün dolu göçler, belgelerle izleyiciye sunuluyor. Televizyon için hazırlanan belgeselde; Kırım, Makedonya, Yunanistan, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Kosova ve iç göç anlatılıyor.

Çekim ekibinin özel araçlarla 114 bin km yol kat ettiği belgeselde, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova, Macaristan olmak üzere toplamda 13 ülke 53 şehir ve 169 köyde çekimler yapıldı.

Belgeselin ilk aşamasında bilgi-belge araştırmaları yapıldı. Viyana, Paris, Sofya, Belgrat, Üsküp, İstanbul ve Ankara gibi şehirlerin önde gelen kütüphaneleriyle ortak arşiv çalışmaları yürütüldü.

İkinci aşama olarak, sesli tarih çalışmalarına başlandı. Balkan ülkelerinden göç edenler, göçe tanıklık edip halen ülkelerinde yaşayanlar, mübadeleyi yaşayan son tanıklar ve “GÖÇ” üzerinde araştırmalar yapan konusunda uzman yerli, yabancı akademisyenler olmak üzere; toplam 350 kişiyle röportaj yapıldı. Fotoğraf ve belge araştırmaları sonucu çeşitli ülkelerden temin edilen toplam 9000 adet fotoğraf, belgeselde kullanılmak üzere seçildi.

Canlandırmaların da yapıldığı çekimler boyunca, 130 kişilik çekim ekibi, 780 adet figüranla çalışıldı. 1000 adet kostüm diktirildi, 2000 adet aksesuar hazırlandı. Her bölümü 60 dakikadan oluşan belgesel için 500 saatlik çekim yapıldı.

Sürgün ve Ölüm

Kökü Orta Asya’da, dalları Anadolu’da, Meyvesi Afrika ve Avrupa’da,
Dev bir İmparatorluk…
1683’te kaybedilen bir savaş,
İhanetlerle gölgelenen bir tarih,
Her biri kıyımlar ve zulümle geçen üç asır.
Ve bu üç asra sessiz kalan dünya…
Beş milyonu katledilen,
Amcası Türkiye’de, dayıları Balkanlar’da, Dedeleri Kafkaslar’da kalan
Kırım’da doğup, İskeçe’de evlenip,
İstanbul’da ölen bir halk…
Yüzyıllarca bitmeyen çileli bir yürüyüşün,
Anadolu’ya akan yedi milyon göçmenin,
Ve göçmeyip zulme direnenlerin öyküsü…

23 Aralık 2009 Çarşamba

Tablo 1: Kadınların Göç Nedenleri - Batı ve Doğu (%)
Göç Nedeni Batı Doğu
Evlenmek için/eşiyle, ailesiyle
birlikte olmak için
34.4 9.4
Ekonomik nedenlerle 51.2 44.5
Geçim sıkıntısı 36.0 18.3
İş tayini, yeni iş kurma, vb. 15.2 26.2
Eğitim için 4.8 3.8
Güvenlik nedeniyle 4.0 35.1
Diğer 4.8 7.2
Yanıt yok 0.8 --
Toplam 100.0 100.0

22 Kasım 2009 Pazar

Makedonya’dan Göç Dramı

Osmangazi Belediyesi, Makedonya’nın önemli tiyatro topluluklarından biri olan Gostivar Türk Tiyatrosu’nu ağırlıyor. Konuk topluluk 7 Eylül 2009 Pazartesi günü Elmasbahçeler Kültür Merkezi’nde "Göç" adlı oyunuyla Bursalı sanatseverlerle buluşacak.
Bursa-Arif Lila tarafından 2005 yılında kurulan Gostivar Türk Tiyatrosu, bugüne kadar 14 eseri sahneye koymuş. Topluluğun son oyunu olan "Göç" Makedonya’da büyük ödül sayılan ’Grand Prix’ ödülünü kazanmış. Oyun iki kardeşin Makedonya’dan Türkiye’ye gelmeleri ve Türkiye’de kendi köklerini araştırma uğruna yaşadıkları maceraları anlatıyor. İki kişilik oyunda hem Makedonya Türklerinin kullandıkları şive hem de İstanbul Türkçesi kullanılıyor. Sebebi ise kardeşlerden birinin İstanbul’da diğerinin ise Gostivar’da büyümesi. Gayur Şeyh tarafından yazılan Arif Lila’nın yönettiği ve Arif Lila ile Yusuf Emini’nin rol aldığı oyun trajikomik bir anlatıma sahip. Oyunun kendine has müzikleri Gostivar’lı sanatçı Bertan Asllani’ye ait. Göç adlı oyun Gostivar Türk Tiyatrosu tarafından 3 gün süreyle Elmasbahçeler Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

17 Kasım 2009 Salı


STATEMENT:
"1923-1960 dönemlerinde Balkanlar’dan Türkiye'ye yapılan büyük göçten yola çıkılarak Makedonya’daki Türk’lere: "Göç verenler mi daha göçmen, göç edenler mi?" sorusunun sorulması.

Bu iki durumun karşılaştırılmasını yapmak istiyorum. Bahsettiğim dönemdeki bir yaşlı kadının bütün çocukları, yakınları, torunları göç etmiş belli aralıklarla, ben onun kısmen göç edenlerden daha "göçmen" olduğunu düşünüyorum. Göç etmemiş ama göçü çok derinden yaşamış, göçün özünü yaşamış.. Araştırmanın devamını ise Türkiye'ye gelenlerden dinleyeceğim. O kadının çocukları ve torunları da dahil olacak.
Özetle iki ülke arasındaki bu ve benzeri göç hikayelerinin karşılaştırmasının yapılacağı bir proje planlıyorum, web sitesi tasarlamakta diğer bir aşaması olacak.

*Yugoslavya-Makedonya’dan Türkiye’ye 1923-1960 döneminde “göçmen”,
“mübadil” ve “ sığınanlar” olarak 269.101 kişi göç etmiştir. Bu sayı, aynı dönemde
Türkiye’ye çeşitli ülkelerden gelen tüm göçmenlerin % 22.4’üne karşılık gelmektedir
(Geray, 1962: 11, 13).

İzleyiciler

Blog Arşivi